
Rekabet ile dinginliği, geleneğin zarafetiyle yeni neslin dinamizmini buluşturan golf, bugün bambaşka bir döneme giriyor. Yönetim Kurulu Başkanı Merter Özay ile Bodrum Golf Club’ın vizyonundan yola çıkarak golfün yeni nesil yaşam kültürünü konuştuk.
DAMLA DURAK

Golf yüzyıllardır yalnızca bir spor değil; aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir kültür ve hatta bir buluşma noktası olarak görülüyor. Sizce golfü diğer sporlardan ayıran bu özel ruh nereden geliyor?
Golf, rakibinizden çok kendinizle oynadığınız ender sporlardan biri. Sahada karşınızda bir takım değil, kendi sabrınız, kararlarınız ve o günkü ruh haliniz var. Bu da onu bir spordan fazlasına dönüştürüyor; bir tür karakter aynası. Üstüne dört-beş saat boyunca doğanın içinde, telefonun ve gündelik telaşın uzağında yürüyorsunuz. İnsanlar golfte hem yarışın heyecanını hem de bir yürüyüşün dinginliğini aynı anda bulabiliyor. O “özel ruh” dediğimiz şey bence tam da buradan, sporun rekabetle huzuru bir arada barındırabilmesinden geliyor.
Dünyada golf kulüpleri artık sadece sahaya çıkılan yerler değil; gastronomiden sanata, sosyal ilişkilerden iş dünyasına uzanan yaşam alanlarına dönüşüyor. Modern kulüp kültürünün yeni tanımını nasıl yapıyorsunuz?
Bugün bir kulüp, yalnızca sahaya çıkıp çıktığınız bir yer olmaktan çıktı. İnsanların golften önce kahvaltıda buluştuğu, oyundan sonra bir kadeh eşliğinde sohbetin sürdüğü, çocuğunun ilk dersini aldığı, iş ortağıyla resmi bir toplantıdan çok daha verimli bir konuşmayı yaptığı bir yaşam alanına dönüştü. Ben modern kulübü bir “üçüncü mekân” olarak görüyorum; evle iş arasında, insanın kendini ait hissettiği bir alan. Bodrum Golf Club’ı da bu anlayışla, sanatı, gastronomisi, sosyal etkinlikleri ve atmosferiyle yaşayan bir bütün olarak düşünüyoruz. Saha bunun yalnızca kalbi.
Günümüzde lüks kavramı da değişiyor; artık sahip olmaktan çok deneyimler, aidiyet hissi ve doğru toplulukların parçası olmak ön plana çıkıyor. Sizce golf bu yeni lüks anlayışıyla nasıl kesişiyor?
Lüksün tanımı gerçekten değişti. Artık mesele bir şeye sahip olmak değil, doğru deneyimin ve doğru topluluğun içinde olmak. Bu açıdan golf, yeni lüksün belki de en saf hallerinden biri. Size kalan, satın aldığınız bir nesne değil; iyi bir oyunun, paylaşılan bir günün ve aynı değerleri taşıyan insanlarla kurduğunuz bağın hatırası. Zamanın kendisinin lüks haline geldiği bir çağda golf insana en kıymetli şeyi, nitelikli zamanı sunuyor. Bizim için lüks, gösteriş değil; bu zamanın ve aidiyetin inceliği.
Golfün doğasında zaman, sabır, strateji ve odaklanma var. Modern hayatın hızına baktığınızda golfün insanlara sunduğu en değerli şey sizce ne?

Bence odak. Modern hayat bizi sürekli bölünmüş bir dikkatle yaşamaya zorluyor; aynı anda on şeye yetişmeye çalışıyoruz. Golfte ise bir sonraki vuruşa tamamen kendinizi vermeniz gerekiyor. Acele ettiğinizde, sabırsızlandığınızda oyun bunu hemen size geri ödetiyor. Golf insana “burada ve şimdi” olmayı öğretiyor. Bunu bir hukukçu olarak da söyleyebilirim: En iyi kararlar, telaşın değil, sakin odaklanmanın ürünüdür. Golf tam da bu disiplini, üstelik keyif alarak kazandırıyor.
Golf uzun yıllar belli kalıplar ve geleneksel bir imajla anıldı. Ancak bugün dünyada daha genç, daha dinamik ve kapsayıcı bir golf kültürünün yükseldiğini görüyoruz. Siz bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz?
Golfün uzun yıllar belli bir kalıpla, biraz mesafeli ve seçkinci bir imajla anılması doğru. Ama dünyada bu hızla değişiyor; saha daha genç, daha çeşitli, daha rahat bir kitleyle tanışıyor. Ben bu değişimi son derece sağlıklı buluyorum çünkü golfün ruhu aslında hep kapsayıcıydı; kalıpları zamanla biz ekledik. Bizim de görevimiz bu kapıları açık tutmak: kıyafet kuralından çok karşılama hissini, ayrıcalıktan çok aidiyeti önceleyen bir kültür kurmak. Geleneğin inceliğini korurken golfü daha erişilebilir kılmak mümkün; ikisi birbirinin zıttı değil.
Yeni nesil golfçü profilini nasıl tanımlarsınız? Bugünün genç profesyonelleri ve yaratıcı dünyası golfle nasıl bir ilişki kuruyor?
Yeni nesil golfçü çok daha çok yönlü. Sporu bir statü göstergesi olarak değil, hayatını dengeleyen bir ritüel olarak görüyor. Genç profesyoneller ve yaratıcı dünyadan gelenler için golf; network’ün, zihin açıklığının ve doğayla temasın buluştuğu bir alan. Bir yandan teknolojiyle, veriyle, performans takibiyle çok rahatlar; öte yandan dijitalden kopup birkaç saat ekransız kalmanın değerini çok iyi biliyorlar. Bu kuşak golfe esneklik, samimiyet ve estetik bir duyarlılık getiriyor. Kulüplerin de bu enerjiye ayak uydurması gerekiyor.
Bodrum son yıllarda yalnızca bir yaz destinasyonu olmaktan çıkarak gastronomisi, sanatı, otelleri ve uluslararası kitlesiyle dört mevsim yaşayan bir merkez haline geliyor. Sizce golf kültürü Bodrum’un bu dönüşümünde nasıl bir rol oynayabilir?
Bodrum artık yalnızca bir yaz destinasyonu değil; gastronomisi, sanatı, otelleri ve uluslararası kitlesiyle dört mevsim yaşayan bir merkeze dönüşüyor. Golf bu dönüşümün tam da ihtiyaç duyduğu parçalardan biri çünkü sezonu uzatan, nitelikli ziyaretçiyi yıla yayan bir spor. İlkbahar ve sonbaharın ılıman iklimi Bodrum’u golf için neredeyse ideal kılıyor; direkt uçuş bağlantıları ve gelişen altyapı da bunu destekliyor. Golf kültürü, Bodrum’un “sadece yaz” algısını kırıp onu uluslararası bir dört mevsim yaşam merkezi olarak konumlandırmada güçlü bir rol oynayabilir.
Bodrum Golf Club’ı sadece bir spor alanı değil, yaşayan bir sosyal ekosistem olarak konumlandırıyorsunuz. Buraya gelen birinin hissetmesini istediğiniz atmosfer ve deneyim nedir?
Buraya gelen birinin kapıdan girdiği anda kendini bir misafir gibi değil, eve dönmüş gibi hissetmesini istiyorum. Sıcak ama özenli, rahat ama nitelikli bir atmosfer… Golfçü için iyi bakılmış, keyifli bir saha; ailesi için kendini ait hissedeceği bir sosyal alan; arkadaşlarıyla gelen biri için ise akşamı uzatmak isteyeceği bir ortam. Kısacası Bodrum Golf Club’ı yaşayan bir sosyal ekosistem olarak görüyorum. İnsanların yalnızca oynamak için değil, vakit geçirmek, tanışmak ve kendini iyi hissetmek için geldiği bir yer.
Dünyanın önemli golf destinasyonlarına baktığınızda sizi etkileyen kulüp kültürleri ya da Bodrum Golf Club için ilham aldığınız global yaklaşımlar var mı?
Dünyanın köklü kulüplerinde beni en çok etkileyen şey görkemleri değil, kurdukları aidiyet kültürü ve süreklilik duygusu. İskoçya’nın o sade, doğayla iç içe, mütevazı ama derin geleneği bana hep çok şey anlatmıştır; golfün özünü orada hissedersiniz. Akdeniz kulüplerinin yaşam tarzıyla bütünleşen, gastronomiyi ve sosyalliği sahayla eşit değerde tutan yaklaşımı ise Bodrum’a çok yakın. Biz bu ikisini harmanlamak istiyoruz: Golfün İskoç ciddiyetiyle Bodrum’un Akdeniz sıcaklığını. İlhamı kopyalamaktan çok, kendi kimliğimize uyarlamaya çalışıyoruz.
Geleceğe baktığınızda Türkiye’de golf kültürünün nerede olmasını hayal ediyorsunuz? Bodrum Golf Club’ın bu hikâyede nasıl bir iz bırakmasını istersiniz?
Türkiye’de golfün, bugün birkaç merkeze sıkışmış halinden çıkıp daha geniş bir tabana yayıldığı bir geleceği hayal ediyorum. Gençlerin doğal biçimde tanıştığı, ailelerin paylaştığı, uluslararası golfçünün rotasına Türkiye’yi yazdığı bir tablo… Bunun için en kıymetli yatırım gençler ve altyapı. Bodrum Golf Club’ın bu hikâyede bırakmasını istediğim iz ise net: Golfü Türkiye’de daha kapsayıcı, daha çağdaş ve daha köklü bir kültüre taşıyan kulüplerden biri olarak anılmak. Sahada kazanılan kupalardan çok, kurduğumuz topluluk ve yetiştirdiğimiz genç oyuncularla hatırlanmak isterim.
