İtalyan giyim dünya genelinde beğenilir. Bunda hem pazarlama, hem kalite hem de uzun bir geçmişin payı var. Tarihi 1930’lara dayanan terzihane Cesare Attolini, köklü bir Napolitan marka. Centilmen erkeğin nasıl giyinmesi gerektiğini yerinde keşfettik.
VOLKAN DEMİRKUŞAK

Napoli, başlı başına bir kültür; denizi, adaları, yeme içme tarzı, havası ile İtalya ile arasında net çizgiler olan bir şehir bir kültür. Pek çok noktada kuzeyden ayrılıyor. Kuzeyli Milan’ın soğukluğu yerine güneyli Napoli her şeyiyle farklı. İşte burada doğuyor Napolitan giyim tarzı. “İhtiyaçlardan doğan giyim” de diyebiliriz buna. Alkon Grup CEO’su Savaş Şehmus Çelen “Volkan bey bunu yerinde görmeniz lazım yoksa farkı anlamanız gerçekten zor” deyince rotayı Napoli’ye çevirdik. Evet, burası gerçekten çok sıcak, o nedenle Napolitan tarz giyimde, zarafet, kalite kadar esneklik, incelik, hissiyat öne çıkıyor. Attolini ailesinin kurucusu olarak kabul edilen dede Vincenzo Attolini işi bir İngiliz terzihanede öğreniyor, geliştiriyor, oğul Cesare Attolini ile 1980’lerde marka bugünkü haline geliyor. Markanın şu andaki patronları abi kardeş Massimiliano ve Guiseppe Attolini baba Cesare’yi bir “dahi” olarak tanımlıyor. Burada, tamamen kalite algısından çok kalite öne çıkıyor yani algı değil gerçek kalite.
Abi-Kardeş Markayı Dünyaya Açıyor
Massimiliano ve Guiseppe ile marka bir İtalyan terzihaneden, her şeyiyle özel üretim yapan, Hollywood yıldızlarının tercihi, iş ve sanat dünyasının gözde markası olma yolunda dev bir tekstil devine dönüşüyor. Fabrikada çoğu bir sanatçı edasıyla çalışan 150’ye yakın terzi var. Tıpkı anneannemizin evinde gördüğümüz yüksük, makas, iplik ve iğne temel ekipmanlar. Tüm çalışanlar bir artisan sanatçı ruhuyla çalışıyor. Bu dev bir orkestra ve “yönetimi bizde” diyor Massimiliano.
Bir Takım Elbise 35 Saatte Dikiliyor

“Kişiye özel” demek bu marka için çok hafif kalır. Ortalama bir ceket 20-25, bir pantolon 10, bir takım elbise içinse 35 saat harcanıyor. Koca fabrikalarda günde 500-1000 otomobilin üretildiğine şahit olan ben; “günde 30 ceket, 20-30 pantolon ve 40 gömlek dikiyoruz” söylemini duyunca bir kez daha hayran hayran bakıyorum. İçimden “bunlar kumaşsa, gömlekse biz ne giyiyoruz” diye de düşünüyorum. Burası bir terzihane değil; işini çok iyi bilen ve seven ustaların erkeklerin vücut hatlarını en iyi şekilde göstermek ya kamufle etmek için çalıştıkları dev bir orkestra! Bir tasarım merkezi. Bu arada Massimiliano’nun kızı da işlerde aktif rol oynuyor.
45 Kilometre Kumaş

Guiseppe bizi “işin merkezi”ne götürüyor. Gri, renksiz, siyah takımlardan bıkmış; görünce bile canı sıkılan ben 45 bin metre uzunluğunda rengârenk bir depodayım. Her kumaş özel… Önce ekip tasarlıyor, ardından tasarıma uygun olarak seçilen kumaşlar İtalya, İskoçya gibi özel yerlerde üretilip sezona uygun renklerle Attolini’ye gönderiliyor. Bazı kumaşlarda “Attolini için özel üretilmiştir, dünyanın en iyi ceketi için üretilmiştir” yazıyor. Tam bir renk cümbüşü! Yaz, kış, bahar her mevsime zevke uygun renkler var. Dünyanın en pahalı kumaşı olarak bilinen ve Peru’da özel olarak yetiştirilen “Vicuna” ise işin şeklini değiştiriyor. İnanılmaz bir doku, yumuşaklık.
İngiliz’den de İtalyan’dan da Farklı Tarz
İlginç olarak Napolili markanın Napoli’de bir mağazası yok. Milano, New York; Amerika ağırlıklı… Türkiye de iyi bir potansiyel. Gerekçe ise Napoli’nin halkı bu giyim tarzına zaten alışık, fiyatlar da yüksek, o yüzden tamamen siparişle çalışıyorlar. Yani standart bedenlerle herhangi genelde bir şey üretilmiyor. Pantolonlar, özellikle bel bölgesi destekli, dizler özel olarak tasarlanıyor, ceketler adeta sizinle hareket ediyor, kollar özel dikiliyor, her anda insan dokunuşunu fabrikasyondan ayıran iğne deliklerini görüyorsunuz, düğme ilikleri bile elle açılıyor. Yine ceketlerde Napolitan tarzı olarak yukarı doğru eğim var; anatomiyi çok iyi işlemiş Attolini ailesi. İngilizlerin düz çizgileri yok, omuzlarda ağırlıklar ve ekler yok; hafiflik, yumuşaklık var. Fabrikayı gezerken Hollywood yıldızı Mathew Mcconaughey’in vizyona yeni girecek filmi için hazırlanan örnekleri, ceketleri de görüyorum. Yani kendi kendime kolumda içinde ismim yazıyor diye buna özel dikim demeli miyim diye de sormadan edemiyorum. Evet, hepsi özel dikim fakat arada fark var. Burada fabrikasyon, makine üretimi yok. Ya da belirli oranda makineyle üretilen sonradan üstünüze uyarlanan bir şey de.
20-30 Yıllık Çalışanlar

Çalışanlar da eski. Her ekibin başında bir eski çalışan öğretmen gibi duruyor. İnceliyor, ortalama 20 30 yıllık çalışanlar olduğu gibi baba Cesare ile çalışmış 70’ine merdiven dayamış baş terziler de var. Baba oğul aynı marka için çalışanlar da var. Bir ara boş bulunup “ütü diyorum” Savaş bey uyarıyor, aslında o ütü bir pantolonun bir hattının adeta iç içe geçmesini sağlayan bir aşama. Yani tıpkı bir otomobil fabrikası gibi, etap etap ilerleyen, nihayetinde kusursuza ulaşmayı hedefleyen bir giyim… Evet, pahalı mı? Çok. Farklı ve özel mi? O da çok. Attolini ailesi yeni bir fabrika daha satın almış ve işleri büyütmeye devam ediyor bu büyüme bizim Türk sistemli büyümeler gibi değil, küçük küçük acelesiz, telaşsız. Son olarak bana bir sürpriz olarak usta terzi Massimiliano bana bir prova tecrübesi yaşatıyor, daha önce de gömlek ceket diktiren biri olarak vücudumda ölçülmedik kol, sırt, basen ölçüsü bırakılmamasına şaşıyorum. Markanın üst düzey yöneticisi Guglielmo bir ustanın yanındaki sağ kol gibi Massimialo’nun notlarını kâğıda döküyor, ortaya çıkan kâğıt bir check-up gibi önüme seriliyor. Şaşkınlığımı hiç gizleyemediğim bir seyahat olmaya devam ediyor.
Denizci şehir Napoli
Napolitan kültürün bir diğer parçası kuşkusuz deniz. Denizci bir aile olan Attolini’ler ile küçük bir tekne turu da yapıyoruz. Kaptan Guiseppe, bizi Napoli’deki Ischa adasına götürüyor. Tüm tekneler adeta yarış halinde, binlercesi, ağırlıklı RIB, day boatlar. Uçarcasına, adadaki deniz rengi biz Göcekseverleri tam mutlu etmese de yeme içme enfes. Burada domates, pizza, mozarella yememek olmaz. Napolitan pizza işte buranın işi.
Motosiklet Şehri, Tamponu Çizik Olmayan Araba Yok
Biraz kaos, biraz trafik Napoli’nin rutini. Bağıranlar çağıranlar, kornalar, kullanılmayan yaya geçitleri sokaklara asılmış çamaşırlar, klimalar, çanak antenler. Tamponlar burada bir park sensörü olarak kullanılıyor. Tamponu düzgün araba bulmak zor, çizikler normal, kazalılar ise doğal. Motosiklet şehrin doğasında var. Şehirdeki depremlere hemen alışıyorsunuz. Arada da gözünüz volkanik dağa bakıyor. Yunan, İspanyol ve İtalyan kültürünün bileşkesi bir şehir adeta… Bir yanda kaos öte yanda 134 metrelik süper yatlar bir arada. Bu şehirde her şeyden biraz var. Hoş anılar, bol bilgi ile İstanbul’a dönüyoruz. İtalyanlara giderken baklava götürmeyi de unutmadığımızı da not ediyoruz.
