
Tasarım bazen bir çizgiyle başlar, bazen bir mekânın ışığında şekillenir. Neslihan Işık için ise her şey, çocuk yaşta eve gelen bir koltukla başlıyor. Kendisiyle; estetik algısının nasıl şekillendiğini, deneyim tasarımının inceliklerini, Türkiye’de kadın lider olmanın anlamını konuştuk.
DAMLA DURAK
Tasarım dünyasıyla ilk tanışmanız nasıl oldu? Ailenizin mimarlık geçmişi sizin estetik algınızı ve tasarım anlayışınızı nasıl şekillendirdi?
Tasarım ile tanışmam çocukluk anılarıma kadar uzanır. Henüz beş yaşındayken, babamın tasarladığı koltuklar eve ilk geldiğinde, sadece bir obje değil, bir hikâye, bir duruş ve bir his gördüm; o anda “tasarımcı olacağım” dedim ve gözümden o hedefi hiç ayırmadım. Ailemde mimarlığın olduğu bir ortamda büyümek, estetiği yalnızca görsellikle sınırlandırmadı; mekânı, dengeyi, ışığı, boşluğu ve duyguyu bir bütünde okumayı öğretti bana. Bu, benim için tasarımın özüdür: yalnızca form değil, anlatı, bağ ve sürekliliktir. Bugün de eserlerime bu bakış açısı rehberlik ediyor.
Apple mağazalarının tasarım sürecinden Hollywood’a kadar uzanan yolculuğunuzdan da bahseder misiniz biraz?

Benim yolculuğum klasik bir düz çizgi değil; disiplinler arası bir merak çizgisi oldu. Apple mağazalarının mekân deneyimi, kullanıcı ile ürün arasındaki hassas ilişkiyi nasıl inşa ettiğini görmek benim için bir mihenk taşıydı. Oradaki yaklaşım “deneyim” odaklıydı; simetri, sadelik ve sezgi ile buluşan. Hollywood’a kadar uzanan süreçte ise öğrendiğim şey şu oldu: Güçlü bir tasarım, sadece bakılanı değil, hissedileni de şekillendirir. Bir projeye yaklaşımdaki incelik, tıpkı iyi bir film gibi, seyirciyi içine çeker, ona dair bir duygu bırakır. Bu bakış, BMS’de de eserlerimize yansır; sadece mekân kurmuyoruz, bir deneyim kuruyoruz.
“Tasarımcı geçmişim ile içinde olduğum dünyanın bir aynasını BMS’ye yansıtmak istedim” diyorsunuz. Bu aynada sizin gözünüzden BMS Design Center’ın karakteri nasıl görünüyor?
Bu ayna, sadece bir firma logosu ya da vitrin değil. O, bir karakterin, bir mirasın, bir bakışın ifadesidir. BMS Design Center’da yansıttığımız şey, “seçicilik”, “derinlik” ve “zamanın ötesine geçen değer” ile beslenen bir tavırdır. Tasarımcı olarak aldığım eğitim beni sürekli “özün formu takip etmesine” yönlendirdi. Şimdi bunun getirdiği hassasiyeti, koleksiyonlarımızda, mekânlarda, iş birliklerimizde ve ürün seçimlerimizde görüyorum. BMS, estetikten öte bir duruştur; nesilden nesile aktarılırken her zaman daha rafine, daha özlü bir ifade kazanacak bir karakter.
Kurumların sürdürülebilirlik kriterleri değişirken, tasarımın rolü nasıl evriliyor? Sizce bu evrimin en önemli noktası nedir?
Sürdürülebilirlik, artık sadece malzeme seçimi ya da enerji verimliliği ile sınırlı değil — kurum kültürüne, zihniyete ve bakış açısına nüfuz eden bir paradigmadır. Tasarım da bu evrimin merkezinde yer alıyor çünkü sürdürülebilir tasarım, yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda zamansal sürdürülebilirliktir. Bugün en önemli evrim, “tasarımın uzun vadeli değer üretmesi”dir. Bir nesne, bir mekân ya da bir marka yaşadığında, çağın ötesine taşınan bir ifade taşımalıdır. Bu da ancak derin bir anlayışla, insan ve çevre ilişkisini bütünsel okuyan bir yaklaşımla mümkün olur.
Türkiye’de kadın liderlik ve tasarım sahasında yer almak sizin için ne ifade ediyor?

Türkiye’de kadın olarak tasarım ve liderlik sahasında yer almak, benim için bir ayrıcalık ve aynı zamanda bir sorumluluk ifadesi. Bunu, sadece “başarmak” değil, “sorumlulukla temsil etmek” olarak görüyorum. Bu yol, zaman zaman önyargılarla, bazen “anlaşılma çabası” ile dolu oldu; ama aynı zamanda olağanüstü ilham veren iş birlikleri, güçlü vizyon ortaklıkları ve yeni nesillere örnek olma fırsatları da getirdi. Zorluklar bana şunu öğretti: liderlik, yalnızca güç göstergesi değildir; denge, süreklilik ve dikkatlice seçilmiş bir ses tonudur. Ve bu ses, ne kadar çok alanda duyulursa, o kadar derin bir etki yaratır.
Bir tasarımcı olarak şu anki “en büyük ilham kaynağınız” nedir?
En büyük ilham kaynağım, “zamanın ötesindeki hikâyeler” ve insanın mekânla kurduğu sessiz diyalogdur. Bir kitap sayfası, bir gölge oyunu, eski bir dokuma deseni; tüm bu unsurlar bana, tasarımın yeniden tanımlanabilir sonsuz bir dil olduğunu hatırlatır. İlham, bazen durup dinlediğiniz sessizlikte doğar.
Tasarım dışında size yaşam enerjisi veren başka tutkularınız var mı?
Kesinlikle var. Sanat ve doğa yürüyüşleri benim için aynı kaynaktan beslenen tutkular. Biri düş gücünü tetikler, diğeri duyu organlarını yeniden kamu – fiziksel gerçeklikle buluşturur. Ayrıca aile ile geçirilen zamanı her şeyin ötesinde değerli buluyorum; çünkü hayatın en güçlü tasarımını o anlarda görüyorum: sevgi ve süreklilik.
Bugün genç tasarımcılara ve girişimcilere tek bir ana tavsiye verecek olsanız ne olurdu?
“Yaratıcılıkla sorumluluğu, cesaretle sürekliliği birlikte terbiye edin.” Çünkü en değerli işler, ani parlamalar değil uzun soluklu izler bırakandır. Hakiki değer, sabırla inşa edilen bir bakışla hayat bulur.
