Manzara Söğüt’te edindiği tüm tecrübelerini İstanbul’daki restoranı Kendime İstanbul’a aktaran Şef Ali Işık, mekânın hikayesini bizimle paylaşıyor.
DAMLA DURAK
Kendime İstanbul’u kurma fikri ilk nasıl doğdu?
Bu soruyu biraz betimleyerek anlatmak isterim… Manzara Söğüt, benim doğduğum ev. Sadece bir mekân değil; misafirperverliğin, sofra adabının ve “gelen herkes ev sahibinin emanetidir” anlayışının bana öğretildiği yer. Orada öğrendim ki yaptığım iş, aslında misafiri en iyi şekilde ağırlamak. Kapıdan içeri giren herkes benim misafirimdir; tanıdık ya da yabancı fark etmez. Zamanla Söğüt’e gelen misafirlerimizden aynı soru daha sık duyulmaya başladı: “İstanbul ne zaman?” Bu soru, aklımın bir köşesinde sessizce büyüyen bir hayale dönüştü. İstanbul; temposu, çeşitliliği, zorluğu ve cazibesiyle başka bir sınavdı. O hayali somutlaştırmaya karar verdiğimde ise en büyük destekçilerimden biri eşim Yeliz oldu. İstanbullu olması, şehrin dinamiğini ve ritmini çok iyi bilmesi; benim mutfağa ve misafirliğe dair hayallerimle birleşti. Bir de işin duygusal tarafı vardı: Söğüt’te bizi ziyaret eden misafirlerimize, bu kez İstanbul’da bir iade-i ziyaret yapma fikri. İşte bu iki dünya, benim misafirperverlik anlayışım ve Yeliz’in İstanbul bilgisi, aynı masada buluştu. Ve Kendime İstanbul, tam da bu buluşmanın sonucu olarak doğdu.
Mekânın ruhunu bir cümleyle anlatın desek, ne dersiniz?

Girdiğiniz zaman sizi karşılayan bir yazımız var: ‘’Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz…’’. Hayat bakış açımın, mekânın ve mutfağımın ruhunu tam olarak anlatan bir cümle.
Sizi en çok zorlayan ama sonunda en gurur duyduğunuz detay neydi?
Hukuki ve idari prosedürler en zorlandığım nokta oldu fakat bu süreç bana sebat etmeyi öğretti. Vazgeçmemek ve aklına koyduğunu yapabilmiş olmanın haklı gururunu yaşıyorum.
Buraya adım atan biri ne hissetsin istiyorsunuz?

Bu sorunun cevabı bende çok net: Kendini evinde hissetsin. Mimaride en dikkat ettiğimiz nokta bu oldu. Yaşanmışlık hissi olan bir mekân yaratmak, kendimizden anılar yansıtmak. Bir ‘Kendime Köşemiz’ var mesela; duvarlarında aile fotoğraflarımız var. Tüm bunları yaratırken şıklıktan ödün vermedik. Beyaz keten masa örtülerimizle keyif alarak dinlediğimiz yılların birikimi olan playlist’lerimizi birleştirdik. Çok tanıdık gelen tatlarla, ince kristal şarap bardaklarımızı eşleştirdik. Tüm bu ahengi yakalamak bizim için çok kıymetliydi.
Mekânın geleceği için hayal ettiğiniz bir sonraki adım nedir?

Lezzetlerimizi İstanbul’a taşıdığımız restoranımız Kendime İstanbul’un “İstanbul” kısmı Türkiye içinde şubeleşmek için İstanbul konulmadı aslında. Yurtdışı hayalim var; İspanya ve Londra olarak iki farklı ülke düşünüyorum. Kendime İstanbul, İstanbul’daki amiral gemi, birinci senesini yeni kutluyoruz. Hızlı büyümenin sağlıklı olduğunu düşünmüyorum, ama bazı şeyleri çok da zamana ve şansa bırakmamak lazım. Şimdilik bu kadarını aktarmış olayım.
KISA KISA…
En çok sipariş edilen yemek nedir?

Ceviche.
Günün en sevdiğiniz saat dilimi burada hangisi; gündüz mü, akşam mı?
Akşam.
Mekânın soundtrack’i bir şarkı olsaydı hangisi olurdu?
Bayatılar – Eldar Mansurov, Brilliant Dadaşova.
En çok duyduğunuz müşteri yorumu nedir?
Her şey çok güzeldi, elinize emeğinize sağlık!
Mekânın size göre en özel köşesi neresi?
“Kendime Masası” Köşesi.
