Saatçilik dünyasının genç ruhlu ama köklü markalarından Oris’in merkezine, İsviçre’nin küçük kasabası Hölstein’e doğru bir yolculuğa çıktım. Markanın bugününü, üretim anlayışını ve yeniliklerini yerinde görmek için bu ziyaret, benim için ikinci kez gerçekleşti.
1904 yılında Basel yakınlarındaki Hölstein’de kurulan Oris, 120 yılı aşan tarihinde pek çok dönüşüm ve yeniliği bünyesinde barındırıyor. Kurulduğu bölgenin üretim geleneğini hâlâ taşıyan marka, özellikle 1980’li yıllardan sonra dikkat çekici bir ivme yakalamış durumda. Türkiye temsilcisi Şark Saat’in davetiyle ziyaret ettiğim merkez, İsviçre saatçiliğinin klasik ruhunu fazlasıyla yansıtıyor.
Saatçilik terminolojisiyle bir “manifaktür” olan fabrika, tren yolunun hemen yanında konumlanıyor. Bir zamanlar postane olarak kullanılan yapı bugün Oris’in ana üretim merkezine dönüşmüş. Yanında dönemin marka sahibine ait villa, karşısında ise çalışanlar için inşa edilmiş ve bugün villa görünümüne bürünmüş lojmanlar yer alıyor. Ana fabrika binası 1904’te kurulmuş ve zaman içinde genişletilmiş. Bugün Hölstein’de 90’dan fazla çalışan görev yapıyor. İsviçre sınırları dışında ise Fransa sınırında konumlanan bir Ar-Ge departmanı bulunuyor.
Çizimden Gerçeğe Uzanan İki Yıllık Süreç
Bir çizimin gerçek bir saate dönüşmesi, en iyi ihtimalle altı aylık tasarım süreciyle başlıyor; toplamda ise yaklaşık iki yıl sürüyor. Tasarımcılar ve mühendisler birlikte çalışmak zorunda, çünkü saatçilik ihtiyaçlar doğrultusunda şekilleniyor. Oris’te her yeni model, belirli bir ihtiyaca cevap vermek üzere geliştiriliyor.
Fabrikayı gezerken Mustafa Eliaçık ile saatçiliğin dünü ve bugünü üzerine sohbet ediyoruz. Oris’in Türkiye’de yükselen bir marka olduğu açık. Markanın en belirgin özelliklerinden biri ise birçok İsviçreli markanın aksine agresif fiyat politikaları yerine, ulaşılabilir ama yüksek kaliteli saatler üretmeyi tercih etmesi. Hatta bazı modellerde fiyatların geriye gittiği bile ifade ediliyor.
Nisan ayında İsviçre’de tanıtılacak yeni modelleri, doğal olarak ambargo kapsamında yalnızca kapalı kapılar ardında görme şansı buluyoruz. Ancak şimdiden öne çıkan detaylar net: daha küçük kadranlar, taş kadran ihtimalleri, yeni komplikasyonlar ve taze renk paletleri Oris’in ürün gamına dahil oluyor.
Özellikle Çin gibi dev pazarlara yönelik üretilen modellerin hızla satılması, limitli üretimin hâlâ ciddi bir değer yarattığını gösteriyor. Oris, “in-house” olarak tanımlanan kendi üretimi kadranlara ve mekanik geliştirmelere odaklanmayı sürdürüyor. Parçaların önemli bir bölümü fabrikada üretilse de 14 farklı tedarikçi, mikron seviyesindeki bileşenleri merkeze ulaştırıyor. Tüm bu parçalar, son derece sıkı kalite kontrol süreçlerinden geçiyor.
Bunlardan biri, yaklaşık dört katlı bir yapı içinde, aynı anda 14.000 saatin kontrol edildiği ünite. İsviçre saatçiliğinin alametifarikası olan yüksek kalite, ince işçilik ve detaylı denetim, Oris’te somut biçimde hissediliyor.
Markanın simgesi hâline gelen ayı figürü, genç ruhu ve yenilikçi tasarım yaklaşımıyla Oris, önümüzdeki dönemde adından çok daha fazla söz ettirecek gibi görünüyor. Nisan ayında tanıtılacak yeniliklerle bu hikâyenin nasıl devam edeceğini görmek için şimdiden meraklıyım. Bir sonraki Hölstein ziyaretimin ne zaman olacağını ise zaman gösterecek.







